21 Haziran 2017 Çarşamba

Bir demet Esra

Uzun zamandır hiç bir şey yazamıyorum.
Bir zamanlar yazmak en sevdiğim şeyken şuan kesinlikle aklımdakileri toparlayıp yazıya dökemiyorum.
Kendimce sebeplerim var tabii ki ama yine de canımı sıkıyor bu durum.
Aklım o kadar dağınık ki artık ne kitap okuyabiliyor ne de yarım saatten çok bir şeyi oturup soluksuz izleyebiliyorum.
Dikkat dağınıklığım bunlarla da bitmiyor tabii, geçenlerde bu ara sıkça yaptığım gibi cezveyi yanan ocakta unutmuşum, sürekli bir yerlerde bir şeylerimi unutuyorum.

20li yaşlar çok garip.
21 yaşındayım ve her çocuk gibi büyümeyi dilerdim eskiden, ne aptallık.
Büyümekten kastım 18 olmak fakat 18 olduğumda hiçte farklı hissetmediğimi anımsıyorum.

Ben büyümeye başladığımı 19umda anladım.
Ve bunun ne kadar büyük bir baskı olduğunu hiç hesap etmemiştim.
Hayata, ailene, arkadaşına, sevgiline ve tabii kendine karşı bir sorumluluklar zinciri.

Her şeyin plana göre işleyip, kontrolüm altında olmasını isteyen takıntılı bir tipken dünyamın tepetaklak olmasıyla dumur oldum.
Ne oluyor lan demeye kalmadan hayat bana öyle bir kendi planını sundu ki.
Hiç bir şeyin tam olarak istediğim gibi gitmeyeceğini bana fazlasıyla gösterdi.
İşte tam o anda anladım ki ben artık çocuk değilim ve hayat bana hiç bir şeyi altın tepside sunmayacak.


İnadımı yendim,
Artık bazı şeyleri daha kolay kabullenip, yoluma bakıyorum.

Kaçmıyorum.
Sorumluluklarım var, kendimce baş etmeye çalışıyorum.
Eskiden ne zaman zoru görsem r yapar, oralı olmazdım.
Bir şey beni korkuya ve endişeye sürüklüyorsa ondan ölesiye kaçardım, artık kaçmıyorum.

Ama hala saman alevi gibi kolay parlayıp sönüyorum.

Çocukken ne kadar haylaz olsam da hiç küfür etmezdim mesela, artık ağız dolusu ediyorum.

Bazen aptallık edip çocuklaştığım oluyor.

Hala boş salıncak gördüğümde heyecanlanıyorum, etrafta kimse yoksa binip eskiden olduğu gibi gökyüzüne bakarak sanki uçarmış gibi sallanıyorum.

Hala yolculuklarda cam kenarına oturuyorum.

Hala güvercinler görünce üzerlerine koşuyor, sonra da yem veriyorum. (aşk- nefret ilişkisi?)

Ne zaman erik ağacı görsem çıkıp koparıp dalında yemeyi istiyorum.

Hala karanlıktan korkuyorum, bilinmezlik beni ürkütüyor.

Hala insanlara kolay güveniyorum.

Hala gözlerim yok oluncaya dek gülüyorum.

Sevdiklerime küsüyorum.

Hala çok kolay ağlıyorum.

Nefret insanı yoruyor, tüketiyor. 
İçimde nefret barındırmamaya çalışıyorum.

Kimi zaman kibrimi yenemeyip, insanlara tepeden bakıyorum.

Kimi zamansa kendimi ufacık bir toz tanesi kadar değersiz ve görünmez hissediyorum, öyle ki sanki kaybolup gitsem kimse farketmeyecek.

İnandığım şeylerin peşinden gidiyorum.

Henüz 20li yaşlarımın başındayım.
Hala tam olarak büyümüş hissetmiyorum ama duruldum, olgunlaştım.
Hayata bakış açımın bir miktar değişmiş olduğunu saymazsak karakter olarak değişmedim.
Hala kendi doğrularımla yaşıyorum.

Mükemmel değilim.
Bunu biliyorum.
Zengin olmak, güçlü olmak, evlenmek, çocuk sahibi olmak, ev-araba almak, en iyi okullarda okumak, master yapmak, en güzel popoya sahip olmak, en iyi işte çalışıp en yüksek maaşı almak.
Kimimizin dilekleri bunlar.

Ben mutlu olmak istiyorum.
Nasıl olacak bilmiyorum, artık ideallerimi bile sorguluyorum ama istediğim tek şey bu.
Olduğum gibi olup bunu başarmak istiyorum.

İnsanın kendi olup hayata tutunması o kadar zor ki.
Ama pes etmeye niyetim yok.
Elimden gelenin en iyisini yaptım diyerek başımı yastığa koyduğum sürece kaybetmiş sayılmayacağım.


4 Haziran 2017 Pazar

Kapadokya'da 4 Gün



Herkese yeniden merhaba,

Bu yıl kendime verdiğim sözleri ufak ufak tutmaya başladığımı düşünüyorum.
Uzun zamandır yapmak istediğim ama cesaret edemediğim bir şeyi yapıp yalnız başıma seyahat ettim.

Aslında her şey son derece spontane gelişti, televizyonda No Tomorrow isimli diziyi izliyordum. (bu arada dizi arayışında olan varsa tavsiye ederim, eğlenceli bir dizi.) 
Dizide karakterler yapmak istedikleri şeylerin listesini yapıyorlardı ve benim de ilgimi çekti, bende kendime bir liste yaptım.
Listeme göre şuan yapabileceğim en uygun şey balona binmekti ve internetten 3 gün kalabileceğim Kapadokya'da bir otel ve uçak bileti ayırtıp balon firması aramaya başladım.
Kapadokya maceram da bu şekilde başlamış oldu.

Öncelikle belirtmek isterim ki Kapadokya'da faaliyet gösteren 25 balon firması var ve bazılarının fiyatlar baya uçuk, mesela bir firma 490 TL dedi. 
Ki benim kaldığım kahvaltı dahil otel 235 TL, uçak biletlerimde 154 TL tutmuşken o kadar para vermek bana müsriflik geldi açıkçası, 4-5 acenteyle iletişime geçtikten sonra en uygun gördüğüm acenteyle anlaştım.
Kısa sürede çok yer gezmek istediğim için 2 gün günübirlik tura katıldım.

Bu arada bu yazı Mart ayında yazıldı anca yayına giriyor :)

Ön bilgi kısmından çıktıysak anlatmaya başlayabilirim;


1. gün:

İlk gün sabah 6'da kalktım, hazırlanıp hava limanına gittim, 07:45 uçağıyla Nevşehir-Kapadokya havalimanına uçtum.
09:15'te Nevşehir-Kapadokya hava limanındaydım, oradan shuttle'la otele transfer edildim(en son ben bırakıldığımdan İstanbul-Nevşehir uçuşundan daha uzun sürdü, tam bir buçuk saat.)


Göreme Açık Hava Müzesi






Geç bırakıldığım için otelde check-in yapıp odama çıkmamla tura çağrılmam bir oldu.
Bavulları odaya bıraktığım gibi üzerimi bile değişmeden otelden alınıp tura çıktım.

İlk günkü tur çevre gezisinden oluşuyordu ve kısa bir turdu, 10:45'te başlayıp 15:20'e kadar sürdü.


Avanos






Tur güzergahı Göreme Açık Hava Müzesi-Ürgüp Peri Bacaları - Devrent Vadisi - Paşabağ - Avanos-Kızılırmak - Aşk Vadisi ve Üçhisar Kalesi (ama sonradan fark ettim tur güzergahında olan Aşk Vadisi'ne gitmedik ve yine sonradan öğrendiğime göre bu turda talebe göre şarap mahzenleri gezisi de olabiliyormuş ama benim haberim yoktu maalesef.)


Paşabağ





Devrent Vadisi(Hayal Vadisi)


Üç Güzeller


Üçhisar Kalesi



2. Gün:


Saat 08:30'da kalktım, hazırlanıp kahvaltıya indim.
09:15 gibi otelden alındım ve ikinci günkü tura başladım, bu turun güzergahı Göreme Panorama, Derin Kuyu Yeraltı Şehri, Selime Manastırı, Ihlara Vadisi, Belisırma, Güvercinlik Vadisi ve Onyx Atölyesi gezisinden oluşuyordu, bunun yanı sıra tur rehberimiz bize bir güzellik yaparak Narlıgöl'e de götürdü.
En çok yorulduğum tur olmasına rağmen çok doyurucu ve güzel bir tur olduğunu söyleyebilirim.


Göreme Panaroma


Derin Kuyu Yeraltı Şehri




Not: Allah'ım bir daha inmeyi nasip etmesin.
Hayatımda bu kadar iç bunaltıcı bir yer görmedim.


Burası da Derin Kuyu'nun tam karşısındaydı, bu bölgede bu kadar büyük bir kilise görmemiştim.
Aziz Theodoros Trion Kilisesi (Üzümlü Kilisesi)'imiş.
Ama  ilginçtir ki ziyarete açık değil.


Selime Katedrali









Ihlara Vadisi




Burası da Belisırma'nın yakınlarında bir kilise ama ismini şuan katiyen hatırlamıyorum.
İsmini hatırlamamama rağmen en beğendiğim kilise bu oldu.






Narlıgöl



Güvercinlik Vadisi 


Bu arada ilk gece bildiğin aç yattım :D
Yorgunluktan ve oteli dağ başında sandığımdan turdan dönünce dışarı adımımı atmadım e haliyle aç kaldım, ikinci gün yorgun argın gelmeme rağmen çıktım Göreme'nin merkezine can kurtaran ketılla yapabileceğim bir makarneks aldım :D





3. gün:



Üçüncü ve son gün bu gezinin çıkış noktası olan balon gezisine hava şartları nedeniyle katılamadığım gündür, aşırı talihsiz bir insan olduğum için bir kaç gün öncesine kadar günlük güneşlik görünen gün rüzgarlı oluverdi.
Bu nedenle de tur iptal oldu tabii ki.



Ama tabii son günümün de boş geçmesini istemediğim için aynı acenteye tekrar ulaşıp bir at turu ayarladım.
Uzun zamandır en çok istediğim şeylerden biri at binmekti, 1 saatlik tur kılıçlar vadisini dolaşmaktan oluşuyor. 
Şunu söyleyebilirim ki harika bir deneyimdi, Kapadokya'yadan geldikten sonra gaza gelip evime yakın at çiftliği aradım ama yakın bulduğum tek at çiftliği geçen sene kapanmış. :/



Bu tip yerlerde daha doğrusu tatillerde en sık yaşadığım sıkıntı yemek mevzusu.
Garanti olsun diye karışık pizza söyledim fakat bana kıymalı pidemsi bir şey gelince hayal kırıklığı oldu.
Aslında pizza hamuru güzeldi ama malzemeler sıkıntı. :(



4. Gün:


Kapadokya'da uyandığım son gün.
Şansıma gideceğim gün uçuş oldu ama ben 8'de otelden çıkış yapacağım için katılamadım.
6'da uyandım, 07:30'da bir şeyler atıştırmak için kahvaltıya indim, saat 08:00 ise shuttle servise binip Nevşehir-Kapadokya havaalanına gittim.
1 saatlik uçuş sonrası eve dönüş.





 


Kapadokya gerçekten büyülü bir yer, öyle bir mistik havası var ki her an bir yerlerden devler çıkacak, güvercinler periye dönüşecek gibi hissediyorsunuz.(ki benim gibi peri masallarına inanmaya meyilli biriyseniz böyle bir beklentiye bile girebilirsiniz.:)

Tarihi yerlerde bulunmayı seviyorum çünkü bir zamanlar burada kimlerin yaşadığını, neler olduğunu düşünmek hoşuma gidiyor.
Bu yüzden Kapadokya'yı da çok sevdim çünkü gerçekten her yer tarih kokuyor.




Aslında gezimin anlattığım günlük güneşlik kısmının arka planına gelirsek, henüz İstanbul'dayken biraz hastaydım ve tatilin ilk günü gerçekten çok hastalandım.
Daha gelirken uçakta elimde mendillerle indim, tüm gezi boyunca selpak en yakın dostumdu.
Kendimle gurur duyuyorum açıkçası çünkü normalde hastayken inanılmaz nazlı biri oluyorum, her şey ayağıma getirilsin istiyorum, yerimden kalkacak halim olmuyor vs ama bu seferkinde çatır çatır gezdim :D

Gece ateşim çıktı, farenjitim azınca boğazlarım çok kötü oldu ve sesim gitti.

Zaten griptim, burnum çeşme gibi.
Düşünsenize gezide serbest zaman verilince normalde rahat rahat her yeri gezmek istersiniz ama ben tenha bir yer arayıp burun silmeye çalıştığım için o kısım tam bir kabustu.

İlk gece o kadar kötü oldum ki herhalde sonum rock yıldızları gibi otel odasında yalnız başına ölü bulunmak olacak diye düşündüm. (çünkü dramatik olmak bunu gerektirir)


Dinlenmem gerekirken 2. gün kilometrelerce yürüdüm, dağ taş kalelere tırmandım, kaç kat yerin dibine girip kaç merdiven çıktım hatırlamıyorum. :D


3. gün bacak ağrılarıyla uyandım, yetmedi at turuyla birlikte tuz biber oldu durum.

İstanbul'a dönüşümün 4. günü bile hala daha telaffuz etmek istemediğim yerlerim ağrıyor, oturunca ağrı giriyordu falan filan :D

Benim kendi talihsizliğimin sebep olduğu bu problemler dizisini gözden gelirsek oldukça eğlenceli bir tatildi :)

Yeni anılar biriktirdiğim, yeni insanlarla tanışıp sohbet ettiğim, canım selfie çubuğumu saniye yanımdan ayırmadığım çok güzel bir tatil oldu.
Umarım bir sonra ki Kapadokya gezimde balona binebileceğim, öyle umuyorum en azından. :)  5 Haziran güncellemesi=(Binemedi)
İkinci kez gittiğimde de anlayamadığım sebepler dolayısıyla yine yalan oldu balon :)


Kişisel olarak aldığım notlar:


Kapadokya'da araç kiralamanın çok iyi olacağı kanaatindeyim, ben ehliyetim olmadığı ve turla gezeceğim için bu seferlik böyle oldu. 
Bölgeler birbirine yakın olmasına rağmen ulaşım biraz sıkıntılı o sebepten özellikle her yeri rahat rahat gezmek için müze kart çıkartıp araç kiralamak daha mantıklı.


  • Göreme Panoroma, Belisırma ve Avanos en sevdiğim yerler oldu.

  • Öve öve bitiremedikleri testi kebabını sevmedim. (Bunun nedeni et yemeklerini sevmiyor olmamda olabilir ama emin değilim.)

  • Yöreye özgü bir çay olan Elma Çayını denemenizi tavsiye ederim. Siyah çay hariç hemen hemen her çayı severim, özellikle meyve çayları sevenler beğenecektir diye düşünüyorum.

  • Beyzade kuruyemişten Çikolata Kaplamalı Kayısı Lokumunu mutlaka deneyin, ben bir kutu almıştım ama İstanbul'a döndüğümde herkes sevince o bir kutu tezine bitti.  6 Haziran Güncellemesi= ( Bir sonra ki sefer 6 kutu aldım :O )


Son olarak ben Göreme'de Booking.com'dan ayarladığım Tourist Hotel'de konakladım, 3 geceye kahvaltı dahil 235 TL ödedim ki oldukça uygun bir fiyat olduğunu düşünüyorum özellikle civardaki otel fiyatlarını düşünecek olursak.

Fiyatına göre gayet güzel bir oteldi, temizdi, kahvaltısı güzeldi, odası geniş ve sıcaktı, personeli de iyi sayılır.

3 gün boyunca katıldığım tüm turları da balondokya.com'dan ayarladım.

İlk günkü çevre gezisi olan tur Red Tur olarak geçiyor 100 TL
İkinci günkü Green Tur 120 TL
Üçüncü günkü at gezisi 1 saatlik 75 TL
Ama asıl tercih sebebim olan balon turu muhtemelen Kapadokya'da bulunacak en uygun fiyattı, 200 TL.
Not: Bu arada bu fiyatlar benim konakladığım tarihlerdeki fiyatlardı, şuan ne durumda bilmiyorum.


Kapadokya maceram şimdilik bu kadar,

 arada böyle kısa geziler yapıp yazmak istiyorum.

Hoşçakalın. :)